15 Mart 2011 Salı

Siyah Kuğular ve Üvey Kız Kardeşler




Herkes kendine karşı ne kadar acımasız, farkında mısınız? Hele kadınlar.. Adeta kendimizden görünmez bir tane daha doğuruyoruz; her an yanımızda olup her attığımız adımı izlesin diye.. Bu zalim reprodüksiyon, tüm hareketlerimizi, sözlerimizi, söylediklerimizi ve söylemediklerimizi, kararlarımızı ve tercihlerimizi acımasızca eleştiriyor. O kadar kalpsiz, hoşgörüsüz ve talepkar ki, her an kulağımıza ne kadar değersiz, beceriksiz, yetersiz olduğumuzu fısıldıyor. Aşağılıyor, alay ediyor; onla biraz fazla başbaşa kalınca insan; tüm gün evde kalıp yorganın altından çıkmamak istiyor..

Eh zaten bu kötü kalpli üvey kardeş hayatında olunca insanın; düşmana ne hacet! Dünyada başka kimsenin canını acıtmasına gerek kalmıyor; zaten kimse insanın canını kendi kadar acıtamıyor da. Aynı şekilde başka birinin sevgisi, övgüsü, beğenisi de bu zalim kız kardeşin hançerinin yarasını asla onaramıyor. İnsan kendini sevilmeye değer bulmadı mı; bir başkasının sevgisinden hiç bir zaman emin olamıyor...

Black Swan, ne bale sanatçılarının hayatındaki zorlukları anlatıyor, ne de kendi eksik kalmış kaderinin sorumluluğunu kızının omuzlarına yükleyen anneyle bu yükün ağırlığından çöken kızının ilişkisini.. Black Swan, bıçağı kendine saplayan sıradan bir kadını ve mükemmeliyetçiliğin doruk noktalarında insanın kendine zarar verir hale gelişini anlatıyor..

Bir insanın hayatındaki en büyük engelin bizzat kendisi olduğunu söyleyen Thomas, Nina’nın bu engeli aşmak adına o engelden kurtulmayı, kendini yok etmeyi, metaforik ve gerçek anlamlarıyla kendini öldürmeyi göze alacağını tahmin etmiş miydi acaba?

Film boyunca, gerçek bir beyaz kuğu olarak yaratılmış Nina’nın siyah kuğuya dönüşme mücadelesini izledik sananlar çok yanılıyorlar. Çünkü Nina siyah kuğuyu yaratmadı, yaratamazdı da zaten.. Nina; bembeyaz bir kuğu, masum bir prenses, ürkek bir serçe olan Nina, aslında “siyah kuğu”yu ezelden beri içinde taşıyor; ancak kontrollü kişiliği ve toplumun ona öğrettikleri doğrultusunda bu karanlık tarafını hep bastırmaya, susturmaya çalışıyor. Film boyunca tüm halisünasyonlarının bir yerinde savaştığı düşmanı kendisi olarak görmesi, kendi siyah kuğusunu reddettiği için karşısına çıkan her “siyah kuğu”da kendisini görmesini anlatıyor bence. Ve Nina’nın çocukluğundan beri ara ara nüksettiğini öğrendiğimiz sırt kaşıntısı; adeta derisini yırtıp içinden çıkmak isteyen “siyah kuğu”nun isyanını sembolize ediyor. Nina’nın bu alışkanlığını tırnaklarını keserek, omuzluklar giydirerek önlemeye çalışan annesi, aslında küçük, masum kızının görmek istemediği tarafını yok etme çabalıyor.

Filmde gözardı edilemeyecek kadar önemli bir anne profili var, gerek beyaz perdede, gerekse hayatta sıkça karşılaştığımız türden; evladını doğurmak adına kendi hikayesini yarıda bırakmış, kendi doğurduğundan o hikayeyi tamamlamasını bekleyen, çocuğunun kendi hikayesini yazmasına müsaade etmeyn bir anne. Hala gözümün önünden gitmeyen ürkütücü tabloları gibi, bir tek kendisine anlamlı gelen bir şekilde çizmek istiyor Nina’yı. Ve o tuhaf portreler gibi Nina da onu çizenin isteği dışında hareketlenmeye başlayınca, işler çığırından çıkıyor.

Biraz annesinin, biraz bale gibi ağır fiziksel koşullar gerektiren,rekabeti yüksek bir sanatla uğraşmasının etkisiyle, Nina siyah kuğusunu kendinden bile saklarken, kötü üvey kardeşini çok erken yaratmış. Hayatta her şeye yetersiz ve her şeyden sorumlu olduğu hissi, onu akıl ve ruh sağlığını yitirme noktasına bile getirmiş. Hem Nina sıradışı bir karakter olduğu, hem de –en nihayetinde- bu bir film olduğu için; çizilen portrenin dehşet verici derecede abartılı olduğunu söylemek mümkün. Ama rica ediyorum, dikkatli bakın etrafınızdaki kadınlara; ya üvey kız kardeşe beğendirmeye çalışıyorlar kendilerini, sonuçsuz bir çabayla.. Ya da o zalim gölgenin hakkından gelebilecek tek kişi olan kendi “siyah kuğu”larını serbest bırakıp özgürce dans ediyorlar hayatta, kontrolsüzce hareket eden ellerinin kollarının yıktıklarına, kırdıklarına, döktüklerine dönüp bakmıyorlar bile…

Velhasıl, ya kötü kız kardeş kalıyor hayatta, ya da siyah kuğu. Olan gene kadına oluyor..

2 yorum:

  1. Yasemin, tebrikler. Filmdeki duyguları çok çok güzel yorumlamışsın.

    YanıtlaSil